PRESTİJ TELKİNİ

PRESTİJ TELKİNİ

Tüm Hukuk Fakültelerinde ve Adalet Meslek Yüksek Okullarında verilen eğitimlerde özellikle de ceza hukukuna ilişkin derslerde her halde en çok “saik” kavramı üzerinde durulur.

Hem dersler de hem de uygulamada saik kavramı daha çok sanık ve mağdur açısından ele alınmaktadır. Ancak bugüne kadar, yargılama makamlarının saikleri ve bu saikleri tetikleyen telkinler hiç göz önüne alınmamış, inceleme konusu yapılmamıştır. Oysa özgürlükler üzerinde tanrısal bir güçle tasarrufta bulunan, kamunun adına ve üzerinde tüm toplumun uzlaştığı iddia edilen kanunların asli uygulayıcısı yargılama makamlarının saikleri ve saiklerini tetikleyen telkinleri üzerinde ciddi bir çalışma yapılması gerekmektedir[1].

Tüm hukuk teorilerinde yargılama makamlarının özellikle de yargıçların tüm ön yargı, antipati, sempati, ideolojik kabuller, dini inançlar, cinsel kimlik, korkular ve kısaca kendilerini etkileyecek tüm duygusal duruşlardan sıyrılmış oldukları kabul edilmektedir. Uygulamada, yargılama makamlarının sadece ve sadece kanuna dayanarak yargılama yaptığı ve karar verdiği ön kabulü bulunmaktadır.

Yargıçların karar verirken yargılama makamının tek dayanağının kanun olduğu ve önlerine gelen somut olaya kanunu uyguladıkları ön kabulü doğru olsaydı, denetleme mahkemesi kararlarındaki bozmaların çoğunluğu, sehven yapılmış kalem hatalarını düzeltmek ya da doktrin geliştirmek olurdu. Ancak denetleme mahkemesi olarak Yargıtay’ın, yerel mahkeme kararlarının bozma oranı[2], bozma gerekçelerinin çoğunluğunun esastan olması göz önüne alındığında yargıçların tüm telkinlerden sıyrılarak karar verdikleri ön kabulünün hiçbir gerçekliğinin olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Tüm psikologlar, düşüncelerin oluşum ve ortaya çıkışında prestijin etkisi olduğu konusunda hem fikirdirler. Hatta gelinen noktada prestij etkisinin ölçülebilir olduğu kabul edilmektedir. O zaman nedir prestij telkini?

Yargılamada Prestij Telkini kavramını kısaca “Yargılama taraflarının; yargılama faaliyetleri sırasında doğrudan ve/veya dolaylı olarak, usule ve esasa ilişkin kararlarında prestij yoluyla telkinde bulunmak, etkilemeye çalışmaktır.”

Yargılama süreci içerisinde gözlemlediğimiz ve bir kısım hukukçularla görüşmelerden çıkan belli başlı prestij telkinlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Referans Yoluyla Prestij Telkini: Yargılama sırasında en sık karşılaşılan telkinlerden biridir. Yargılama sırasında iddia ve savunma makamları, dilekçelerinde iddialarının ne kadar haklı, hukuka uygun ve kanuni olduğunu ispat etmek için çok sık olarak Yargıtay kararlarına atıfta bulunurlar, hatta Yargıtay kararlarındaki cümleleri dilekçelerine ekler, bir kısım avukatlar işi daha ileri götürüp kararın fotokopisini dilekçelerinin ardına ekleyip yargılama makamına sunarlar.

Ancak Yargıtay kararlarını ekleyenler; iddialarının esasını oluşturan kanun, yönetmelik, tüzük veya doktrindeki görüşleri ya da evrensel normlar hakkında hiçbir şey yazmaz iken, neden ısrarla Yargıtay kararlarını sunarlar? Bağımsız olan ve önüne gelen somut olayı soyut norma uygulama görevi olan yargılama makamına Yargıtay kararı sunulmasının amacı nedir?

Zannımızca Yargıtay kararı sunularak, karar sunan taraf, mahkemeye, “Verdiğiniz karar bir şekilde talebime uygun olmazsa, verilen karar Yargıtay’a gidecektir orada kararınız bozulacaktır.” mesajıdır. Diğer bir ifade ile Yargıtay kararına uyulması konusunda yargıca telkinde bulunulmakta, telkin aracı olarak Yargıtay’ın prestiji kullanılmaktadır.[3]

Unvan Yoluyla Prestij Telkini: Klasik İngiliz Edebiyat uzmanı Robert Geeren, “İktidar” adlı kitabında Lafontein’in “Mahkeme toplumsal konumunuzun iyi ya da kötü oluşuna göre sizi siyaha ya da beyaza boyayacaktır”[4] sözüne atıfta bulunur. Bu söz, unvan yoluyla prestij telkini kavramını tam olarak açıklamaktadır.

Özellikle gelişmemiş ülkelerde (bazıları buna gelişmekte olan ülkeler demektedir…) bireyler, iktidarın ve toplumun baskılarına açıktır. Gelişmemiş ve kökleşmemiş hukuk, birey ve devlet ilişkisi genellikle bireyin makro ya da mikro iktidarlara karşı uzlaşmacı, kabullenici hatta sahiplenici bir tarz geliştirmesine sebep olmaktadır.

Bulunduğu toplumun özelliklerini az ya da çok taşıyan yargılama makamlarının, gelişmemiş toplumlarda, taşınan unvan karşısında etkilenme, uzlaşma hatta sahiplenme gibi tavırları sergilemesi çok sık karşılaşılan bir durumdur.

Hele unvan içinde bir şekilde devlet veya devlet organlarının olması, hatta devlet gücünü çağrıştıran unvan[5] olması dahi yargılama makamlarını etkilemesi kuvvetle muhtemeldir. Yargılama makamları da en büyük güç olan devletle uzlaşma eğilimi hatta sahiplenme duygusu içindedir.[6]

Kıdemin Prestij Telkini: Yargılama sırasında bazı organların heyet halinde görevlerini ifa ettikleri diğer bir ifade ile; bazı mahkemelerin, bilirkişilerin, denetleme mahkemelerinin heyetten oluştuğu herkesin bilgisi dâhilindedir. Heyetli mahkemelerde başkanın, bilirkişi heyetlerinde en kıdemli kişinin konuya ilişkin görüşü genel kabul görmektedir. Bu durumda başka bir çeşit prestij telkini olarak yerini almaktadır.

Üniformanın Prestij Telkini: Bilindiği üzere belli bir görevi olanların, kendilerini normal vatandaşlardan ayıran belli bir grubu, mesleği veya yetkiyi taşıdıklarını göstermek için belli biçim ya da sembolleri taşıyan kıyafetlerine ‘üniforma’ diyoruz. Üniformalar genellikle iktidarı, gücü, prestiji, belli bir organizasyonu temsil etmesi sebebiyle toplumsal yaşamda bir şekilde kabul görmektedir. Yargılama sırasında tarafların üniformalarıyla mahkemeye gelmelerinin altında yatan amaç; aslında yargılama makamına, taşıdıkları üniformanın ve üniformanın gücünü yargılama makamına gösterilmesi ve ne kadar güçlü ve itibarlı bir organizasyonun üyesi olduklarını anlaşılmasının ve taleplerindeki haklılığın desteklenmesinin sağlanmasıdır.

Görünüm Yoluyla Prestij Telkini: Adliye’ de şöyle bir gezildiğinde, herkesin özelliklede avukatların; kılık kıyafet, evrak çantası, kullanılan aksesuar (yüzük, kol düğmesi, gözlük…) konusunda sanki yarış içinde olduğu herkesin malumudur. Bu sayılan giysi ve aksesuarların hepsinin de pahalı birer marka olup markalar da hep emtiaların görünen yerlerindedir. Aynı durum adliye otoparkları içinde geçerlidir.

Oysa Baro Genel Kurulları’ nda ve meslek sorununa ilişkin çalışmalarda, başta avukatlar olmak üzere yargılamanın tüm taraflarının ekonomik sorunları olduğu ve bu sorunun ertelenemez hale geldiği sıkça dile getirilmektedir. Bu görünen ile ifade edilen arasında akıl almaz çelişkinin gerekçesi, sırrı hikmeti prestij telkinidir.

Adliyedeki pahalı ve markalı emtia kullanma yarışının altında yatan amaç, başta yargılama makamı ve vekil edenler olmak üzere, çevreye çok kazanan[7], güçlü, prestijli bir meslek mensubu olunduğu mesajının verilmesidir. Bu yarışın bu saikten kaynaklandığı aslında herkesçe bilinen ama ifade edilmeyen bir gerçektir.

 Kalabalığın Prestij telkini: Bireyler, kalabalıkla birlikte hareket etme eğilimindedirler. Kalabalıktan kopmak, çoğunluktan farklı düşünmek, davranmak vs ciddi bir cesaret ister. Çoğunluluğun dışında davranmak aslında var olan sistemi doğrudan ve dolaylı olarak bir eleştiridir. Burada çoğunluğun veya farklı düşünenin doğru olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Çoğunluğun, çok olmasından kaynaklanan bir gücü, gücün de getirdiği prestiji bulunmaktadır.

Çok olmanın getirdiği prestij hukuk alanında çokça karşımıza çıkmaktadır. “ ‘Çok’un yaptığı doğrudur.”  ön kabulü, teamüllerin güçlenmesinin en önemli dayanağıdır. Teamüllerin güçlenmesi halinde, teamül kaynak olmaktan çıkıp teamüllerin hukuk normlarının zayıflatmasını, teamüllerin hukuk normlarının yerini almasını getirir.

Bu örnekler ve telkin çeşitleri çoğaltılabilinir.

Ancak ne olursa olsun “Hiçbir şey gerçekten büyük olamaz …”

Cemalettin GÜRLER

Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Avukat

 

[1] Bu yazı yazılırken Ankara Üniversitenden Mithat SANCAR ve Eylem ÜMİT’in “Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları” çalışması elimize ulaştı. Çalışma her ne kadar konumuzla aynı alanda olmasa da konumuza paralellik arz etmesi ve yol açıcı olması açısından tavsiye ediyorum.

[2] 2006 yılında Ceza Yargıtay Ceza Dairelerince sonuçlandırılan davalardan (.8’inde onama, D.7’sinde bozma kararı verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Hukuk Dairlerince sonuçlandırılan davalardan G.4ünde onama, ,5’inde ise bozma kararı verilmiştir.

T.C. Adalet Bakanlığı adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü,  Adalet İstatistikleri 2006

[3] Yargılama makamları yani yargıçların sunulan Yargıtay kararının neden sunulduğunu sormamaları, bu kararları dilekçe ekinde delil olarak kabul edip dosyaya dâhil etmeleri, hatta bazen örnek Yargıtay kararları istemeleri üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir konu (sorun)dur.

[4] Robert GREENE, İktidar, Altın Yayınları, s. 74

[5] İstanbul’da organize bir suç örgütüne karşı yapılan operasyonda, örgüt üyelerinin kullandıkları araçlarının tamamı pahalı, büyük, siyah olması ve plakalarının ise MSB, MIT, TEM gibi harflerden oluşması gözlerden kaçmamıştı. Bu yolla örgüt mensupları kendilerine devletin güvenlik kuvvetleri ile ilişkili gösterip en azından yol aramalarında ve rutin kontrollerden kurtardıkları ortaya çıkmıştı.

[6] …Görüşme yapılan hâkim ve savcılarla yapılan görüşmelerde yargılama makamlarının devlete bakışlarını “… Ancak tabii ben Cumhuriyet Savcısı olarak devleti ve rejimi korumam gerek. Ben rejimin savcısıyım. Buna karşı olan bir şeyde ben demokrasiyi, demokrasi dediniz, göz ardı ederim. Yani siz benim devletime, milletime saldırırsanız, bu olmaz.” “önce devlet gelir” şeklinde dile getirmişlerdir.

Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları, TESEV Yayını, Mithat SANCAR, Eylem ÜMİT, s.10

[7] Gittikçe yaygınlaşan çok kazanan avukatın başarılı hukukçu olduğu yanılsamasının devamı olarak…

© Copyright - DİGİTA