ESAS NO : 2014/11594 KARAR NO : 2016/10200

-KARAR-

Davacı vekili; 10.08.2004 tarihinde davalıdanO.S.’ın sevk ve idaresindeki, davalıdanE.Genel Müdürlüğüne ait ve davalı sigorta şirketine zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalı otobüsün I.lı kavşaktan dÖ.ken, kaldırımda bulunan davacıya çarpması nedeniyle sol bacağının kırıldığını, davalı sürücünün kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu, söz konusu kaza nedeniyle davacının maddi ve manevi yönden zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL tedavi gideri, 3.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere toplam 5.000,00 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka ıskonto haddine göre belirlenecek reeskont faiziyle birlikte davalıdanmüştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili 06.04.2010 havale tarihli dilekçesiyle tedavi giderlerine ilişkin olarak başlangıçta talep etmiş olduğu 2.000,00 TL maddi tazminatı bilirkişi raporu yönünde ıslah ederek maddi tazminat talebini 3.639,12 TL’ye çıkartmıştır.

Davalı E. Genel Müdürlüğü vekili; davalının olaydaki sorumluluğunun kusursuz sorumluluk ilkesine dayandığını ve bütün önlemler alınmış olduğundan kazadan sorumlu tutulamayacağını, trafik kaza tespit tutanağında yer alan araca izafe edilen kusuru kabul etmediklerini, talep edilen manevi tazminatın da fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 

Davalı O.S. vekili; trafik kazasının meydana gelmesinde davalının kusurunun bulunmadığını, araçtaki teknik arıza nedeniyle kazanın meydana geldiğini, bu nedenle kazanın meydana gelmesinde davalıdanE. Genel Müdürlüğünün sorumlu olduğunu, davacının tedavi giderlerinin SSK tarafından karşılanması gerektiğinden maddi tazminat talebi açısından davalıya husumet yöneltilemeyeceğini, maddi tazminat talebi açısından ise talebin açık olmadığını ve davalının ekonomik durumu da dikkate alınarak tazminatın takdir edilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 

Davalı G. Sigorta A.Ş. vekili; davalı şirketin sorumluluğunun kusur esasına dayalı ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, manevi tazminattan sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca davadan önce davalı şirkete yapılan bir müracaat olmadığından temerrüdün söz konusu olmadığını, dolayısıyla kaza tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, davacının maddi tazminat davasının kabulü ile 3.396,12 TL maddi tazminatın davalıdanG. Sigorta AŞ için dava tarihi olan 29.09.2005 tarihinden, diğer davalılar için ise olay tarihi olan 10.08.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdanmüştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10.08.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan O.S. ve E. Genel Müdürlüğü'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davalıdanM. Genel Sigorta Anonim Şirketi'ne yönelik manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili, davalı E. Genel Müdürlüğü vekili ve davalı O.S. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere,  kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı E. Genel Müdürlüğü vekili ve davalı O.S. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.  

Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre  manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın fazla olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere davalı E. Genel Müdürlüğü ve davalı O.S. yararına kararın  bozulması gerekmiştir.

3-2918 sayılı KTK.'nun 109/1. maddesinde  "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler,  zarar  görenin  zararı  ve  tazminat  yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı Kanunun 109/2 maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.

Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, kaza sonucu davacı yararlanmıştır.  Kaza tarihinde yürürlükte olan 765 Sayılı TCK'nun 102/1. maddesine göre zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Davaya konu trafik kazası 10.08.2004  tarihinde meydana gelmiş, ıslah ise 06.04.2010 tarihinde yapılmıştır. Bu durumda ıslah edilen kısım için zamamaşımı süresi dolduğu halde mahkemece davalı O.S. vekilinin bu yöne ilişkin zamanaşımı definin reddi doğru değildir.

© Copyright - DİGİTA