ESAS NO : 2014/15419 KARAR NO : 2016/10255

-K A R A R-

 Davacılar vekili, davalıya zorunlu trafik sigortalı aracın müvekkillerinin oğullarının kullandığı motosiklete asli kusurlu olarak çarpması sonucu desteğin vefat ettiğini, desteğin dinlenme tesislerinde bir lokantada şef garson olarak çalışıp aylık 2.000 TL gelir elde ettiğini, birlikte yaşadığı anne ve babasına destek olduğunu, davalının davacı anneye 9.479 TL, davacı babaya 1.465 TL maddi tazminat ödediğini ancak ödemenin yetersiz olduğunu beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacıların her biri için ayrı ayrı 500,00’er TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini davacı anne için 88.256,64 TL, davacı baba için 73.168,09 TL’ye Y.tmiştir.

Davalı vekili, husumet ve zamanaşımı itirazları olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne, davacı anne N.S. için 88.256,64 TL, davacı baba H.Y. için 73.168,09 TL olmak üzere toplam 161.424,73 TL destekten yoksun kalma tazminatının 08/06/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve maddi tazminata ilişkin hesaplamanın (aşağıda belirtilen (3) no’lu bent dışında) hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

1086 sayılı HUMK'nın 388 ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı HMK'nın karşılık 297/1-2. maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir.

Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri Ö.le seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.

Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır.

Mahkemece, gerekçe kısmında avans faizine hükmedildiği belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında ve kısa kararda yasal faize hükmedilmiştir. Hükmün gerekçesi ile karar uyumlu olmayıp, taraflar yönünden şüphe ve tereddüt uyandıracak nitelikte olduğundan, bu yön yukarıda açıklanan yasa maddelerine açık bir aykırılık oluşturduğundan (10.04.1992 gün, 1991/7 Esas-1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere) hükmün bozulması gerekmiştir.

3-Kabule göre de;

a)Bir insanın ölümü hukuki anlamda bir zarar olmamakla beraber, bu yüzden yine de bazı zararlar meydana gelmiş olabilir. İşte BK'nın 45/II. maddesinin (6098 sayılı TBK m. 53) öngörmüş olduğu hal, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktadır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun (muinden mahrum) kalma tazminatı” denir. Yasa metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK'nın 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.

Destekten yoksunluk zararının hesabında müteveffanın gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır.

Dava dilekçesinde desteğin dinlenme tesislerinde bir lokantada SGK’lı şef garson olarak çalışıp aylık 2.000 TL gelir elde ettiği iddia edilmiş, hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda Tek-Gıda İş Sendikası’ndan gelen emsal ücrete ilişkin yazı cevabına göre desteğin geliri 2011 yılı Aralık ayı itibariyle asgari ücretin 3,50 katı, 2013 yılı Aralık ayı itibariyle asgari ücretin 3,59 katı olarak kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece desteğin en son çalıştığının bildirildiği T.U. Lokantası (Dinlenme Tesisleri)’ndan desteğin son maaş bordrosu, varsa ikramiye ve fazla çalışma ücretleri olup olmadığı ve bunlara ilişkin bordroların istenmesi, yine SGK Müdürlüğü’nden desteğin hizmet cetvellerinin istenerek desteğin aylık gelir durumunun tam olarak belirlenmesinden sonra aynı bilirkişisinden ek rapor aldırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi doğru görülmemiştir.

b)Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda kaza tarihinde 18 yaşında olan destek İbrahim’in 28 yaşında evleneceği kabul edilerek, gelirinden davacılara ayrılacak payın evlenme ile azalacağı kabul edilmiştir. Murisin kaza tarihindeki yaşı, yüksek tahsil görmediği, lokantada çalıştığı, Osmaniye’nin Bahçe ilçesinde yaşadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde muhtemel evlenme yaşının 28 olarak tespiti yüksek bulunmuştur. Aynı zamanda Dairemizin yerleşmiş uygulamaları gereğince desteğin hayatın olağan akışına göre ileride evleneceği ve

olacağı kabul edilerek destek paylarının hesaplanması gerekirken, tek çocuğunun olacağı öngörülerek davalı aleyhine fazla tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp belirtilen hususlarda bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru değildir.

c)Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52. (818 sayılı BK 44.) maddesine göre zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

Somut olayda davaya konu kaza tespit tutanağından davacıların desteğinin motosikleti kasksız olarak kullandığı, sürücü belgesinin olmadığı ve otopsi raporuna göre künt kafa travmasına bağlı olarak vefat ettiği anlaşılmıştır. Davalı tarafça yargılama aşamasında sürücü desteğin kaskı ve ehliyeti olmadığından kusur indirimi yapılması talep edilmiş, mahkemece bu husus tartışılmamıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve trafik mevzuatı uyarınca sürücü ve yolcuların araçların kullanılması sırasında koruyucu tertibatları kullanması zorunludur. Araçlarla gerek sürücü gerekse de yolcu olarak seyir halinde iken zorunlu olan koruyucu ekipmanların kullanılmaması zararın doğmasına veya artmasına sebebiyet veren etkenlerdendir. Özellikle de motosiklet gibi bir araçla seyir halinde iken mevzuata göre sürücülerin takmak zorunda olduğu koruma başlığı (kask) hayati öneme sahiptir. Bu nedenle desteğin kaza anında kasksız olduğunun anlaşılması halinde müterafik kusuru bulunduğundan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesi gereğince tazminattan indirim yapılıp yapılmaması hususu değerlendirilmelidir.

Bu durumda mahkemece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52. (818 sayılı BK 44.) maddesi gereğince sürücü desteğin kask takmaması ve sürücü belgesi olmamasından dolayı müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı ve tazminattan indirim yapılıp yapılmaması hususları tartışılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususun değerlendirilmemiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

d)6100 Sayılı HMK'nun 331/2. maddesinde "Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemece hükmedileceği..." düzenlenmiştir.

Dava başlangıçta 6100 Sayılı HMK döneminde İstanbul A.20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılmış, davalı vekil marifetiyle temsil edilmiş olup mahkemece öninceleme aşamasında 26.04.2013 tarihinde görevsizlik kararı verilmesi üzerine yargılamanın devam ettiği İstanbul A.18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde davalı lehine HMK 331/2. maddesi ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 7/1. maddesi gereğince vekalet ücreti tayini gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı nedeniyle vekalet ücretine hükmedilmemiş olması doğru görülmemiştir.

 

© Copyright - DİGİTA